“PKK demediğimiz için suçlanıyoruz” – Son Dakika Haberleri


Kılıçdaroğlu, Karar TV canlı yayınında, gazetecilerin sorularını yanıtladı.


İktidar partisi yöneticilerinin, “CHP Gelecek Diyanet’i kaldıracak” yönündeki açıklamaları sorulan Kılıçdaroğlu, “Diyanet İşleri Başkanlığını kuran zaten CHP, niye kaldırsın? İlk imam hatip okullarını açan CHP’dir, niye kapatsın? İlk ilahiyat fakültelerini açan CHP, niye oraları kapatsın? Diyanet İşleri Başkanlığı bu ülkenin temel kurumlarından birisidir. Atatürk, Diyanet İşleri Başkanlığıyla, Genel Kurmay Başkanlığını kurmak için aynı gün iki ayrı kanunu çıkarmıştır parlamentodan. Hiç kimsenin gücü Diyanet İşleri Başkanlığını kapatmaya yetmez.” yanıtını verdi.


Cumhurbaşkanlığı yarışının centilmence geçip geçmediğine yönelik soru üzerine Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:


“Centilmence bir yarış oluyor mu? Hayır. Ben bugüne kadar seçim meydanlarında hiçbir zaman Sayın Erdoğan adını telaffuz dahi etmedim. Yani oturdum kendi düşüncelerimizi, neler yapacağımızı bunları anlatmaya çalıştım ağırlık bu. Ama karşı taraftan benim aklımın almayacağı o kadar çok suçlamalar var ki şaşırdım kaldım. Bu suçlamalara zaman ayırmak, o noktaya bizi çekmek istiyor. Yani ekonomiden kopalım, Türkiye’nin geleceğinden kopalım, demokrasiden kopalım istiyorlar. Kısır bir tartışmanın içine girelim ‘yok şunu çıkaracağım’, ‘yok bunu çıkaracağım’, ‘yok şunu yapacağım.’ Bir seçime gidiyoruz. Bu seçim Türkiye’nin kader seçimi. Ve bu seçimde gerçekten biz otoriter bir yönetimden yana mı olacağız? Demokratik bir yönetimden yana mı olacağız? Bunun tartışılması lazım. Evlerde gerçekten mutfaklarda yangın var.”


“Niye karşı olalım?”


Seçmenden 5 yıllığına oy istediği hatırlatılarak, bu süre zarfında belirlediği ana misyonun ne olduğu sorulan Kılıçdaroğlu, “Ana misyon şu, şimdi devletin temel kurumlarını, kolonlarını tahrip ettiler. Ciddi bir kırılma var oralarda. Adalete bakıyorsunuz öyle, parlamentoya bakıyorsunuz öyle. Yürütme organı diye bir şey yok. Bir kişinin iradesi var orada. Medyaya bakıyorsunuz felaket durumda. Tam bir kamplaşma. Topluma bakıyorsunuz, herkes neredeyse birbirini suçlar hale geldi. Benim bütün amacım, bu devletin kolonlarını yeniden inşa etmek. Yani demokrasiyi gerçek anlamda getirmek, yargı gerçekten bağımsız olmalı” dedi.


Devletle partiyi ayırmak gerektiğini ve şu anda devletin partileştiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, konuşmasına şöyle devam etti:


“Şimdi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gemisi, iktidar partisinin seçim otobüsüne döndü. Akıl alacak şey değil. Savunma sanayi milli bir şeydir. Adı üstünde, Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, diğerlerinde ‘milli’ kelimesi yok. Milli Savunma Bakanlığı bizim hepimizin. Hangi görüşten, hangi kimlikten olursak olalım bu ülkenin savunmaya ihtiyacı var. Üstelik bulunduğumuz coğrafya bunu zaten zorunlu kılıyor. Biz güçlü olmak zorundayız burada. Savunma sanayi yeni değil ki, 1980’lerden beri işlevini sürdürüp geliyor. Rahmetli Özal savunma sanayi fonunu kurdu. Kimse de bugüne kadar kalkıp savunma sanayiyle ilgili onu alıp da bir seçim propagandası haline getirmedi. Bunları seçim propagandası haline getirdiler. Sanki biz karşıymışız gibi bir atmosfer yaratıyor. Niye karşı olalım? ‘Uçak yaptık.’ İyi alkışlarız. ‘Siz buna karşısınız.’ Hayır efendim. Ne uçağa ne tanka ne şuna ne buna, bir şeye karşı olduğumuz yok. Tam tersine bunlar milli meselelerdir. Milli meselelerde bu işin sağı, solu olmaz. Bu vatanseverlerin, herkesin milli meselelerin arkasında durması lazım. Bizim düşüncemiz bu.”


Devletle partiyi ayıracaklarını belirten Kılıçdaroğlu, “Bu konuda da çok kararlıyım. Devlet bakidir. Parti gelip geçici. Bugün var. Yarın iktidardan gider. Başka bir parti gelir. Bu ikisi birbirinden ayrılmak zorundadır. Bunu yaptığımız zaman ve devletin kolonlarını, gerçek anlamda yeniden sağlıklı bir zemine oturttuğumuz zaman ben dünyanın en huzurlu insanı olacağım. Gerçekten de çekilip torunlarımla oynayacağım yani. Torunlarımı dinleyeceğim. O ayrı bir dünya. Torunlarımla yan yana geldiğimde gerçekten ben bütün sorunları unutuyorum. Onlar bana ayrı bir dünya bahşediyorlar” dedi.


İktidara gelmeleri durumunda memur maaşlarının asgari ücretin 2,5 katı olacağı yönündeki açıklaması hatırlatılan Kılıçdaroğlu, “Seçimleri kazanıp bu vaatlerinizi uygulamaya başladığınızda bu paraları bütçeden vereceksiniz. Bütçede bu para yok. Bunu nasıl karşılayacaksınız?” şeklindeki soruyu yanıtlarken de uzun yıllar Maliye Bakanlığı’nda çalıştığını anımsattı.


“27,5 yılımı bütçe nasıl yapılır? Para nasıl toplanır, tasarruf nasıl yapılır? Bunları ayırdım” diyen Kılıçdaroğlu, şimdi devlette müthiş bir savurganlık olduğunu dile getirdi.


Kılıçdaroğlu, “Bizim, Allah nasip ederse çıkaracağımız 1 numaralı kararname ‘savurganlıkları önleme ve tasarruf’ kararnamesi’ olacak. Biz çok büyük bir parayı tasarruf edebileceğimize inanıyoruz. Devletin bakanlıkları kiralarda olur mu? Genel müdürlükleri kiralarda olur mu? Çıkacağız Çankaya’ya, buraya devletin bütün bakanlıkları ‘buyurun kardeşim gidin orada yer var oralara’, kiradan kurtaracağız. (Cumhurbaşkanlığı Külliyesi) Yani geçici bir süre için bakanlıklar giderler. Kira rezaletinden de biz kurtulmuş oluruz. Sonunda bir tasarruf yapacağız” diye konuştu.


Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı içerisinde çok sayıda deneyimli ekonomist ve deneyimli bürokratlar olduğunu aktarırken, verdikleri her vaadi öncesinde titiz bir değerlendirmeden geçirdiklerini ve öyle açıkladıklarını söyledi.


Daha önce Borsa ile ilgili yaptığı uyarıların hatırlatılması üzerine ise Kılıçdaroğul, devletteki liyakat sistemi çöktüğü için bu kurumlarda da çöküşün başladığını söyledi.


Kılıçdaroğlu, “Biz bu uyarıyı yaptık ama yani yine devam ediyor. Borsada inişler, çıkışlar, küçük tasarruf sahibi perişan oluyor. Borsa’nın, Sermaye Piyasası Kurulu’nun yeniden yapılandırılması gerekiyor. Bu konuyla ilgili özel bir mahkemenin kurulması gerektiğini düşünüyoruz” açıklamasını yaptı.


“Demokrasilerde hakem halktır”


Bir soru üzerine iktidar partisine bir televizyon kanalında program yapma çağrısında bulunan Kılıçdaroğlu, “Medeni insanlar olarak bir araya gelmeliyiz. Kurmaylarımız olmalı, oturmalıyız, tartışmalıyız. Ben sorunu nasıl çözeceğim? Karşı ekip, sorunu nasıl çözecek? Oturmalıyız. Zaten demokrasilerde hakem halktır.” dedi.


Toplumda seçimle ilgili çeşitli korkular olduğu belirtilerek, “Seçim günü ile ilgili, gecesiyle ilgili, süreçle ilgili… Her iki tarafta da var. Sizin de endişeleriniz olsa gerek. Sizi en çok kaygılandıran şey ne?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:


“Biz üçe ayırdık. Bir, seçim öncesi. İki, seçim gecesi. Üç, seçim sonrası. Seçim öncesi, şu anda çalışıyor. Sandık güvenliği. Yüksek Seçim Kurulu’na güvenmiyoruz biz. İstanbul seçimlerinde bu çok net bir şekilde ortaya çıktı. Çünkü başka bir yerden talimat alıp karar veren bir otoriteye, yargı kurumuna sizin güvenme şansınız yoktur. Her bir sandıkta mutlaka bizim bir temsilcimizin olması lazım ve biz bunun için tam 1,5 yıldır çalışıyoruz. Önce kimler görevli? O görevlileri alıyoruz, eğitiyoruz. Bir sıkıntımız oldu, deprem dolayısıyla deprem bölgesinde yeniden sıfırdan, yeniden ele alıp değerlendirmek zorunda kaldık. Seçim gecesi, sandıklar açıldıktan sonra oradaki temsilcimiz baştan imzalamayacak. Açıldıktan sonra asla dışarı çıkmayacak. Sayımlar yapılacak. Tutanaklar imzalandıktan sonra cep telefonuyla fotoğrafını çekip genel merkeze gönderecek. Biz ondan sonra rahat olacağız. Seçim gecesi de her gelen bilgiyi süratli bir şekilde değerlendireceğiz. Onunla ilgili de bütün teknik altyapı oluşturuldu. Dışarıdan hackerların yapacakları saldırılara karşı da bütün güvenlik önlemleri alındı.


Seçim sonrasında ise seçim gecesinden başlayarak ben bütün vatandaşların sükunetle olayı izlemelerini istedim ve bunu her seferinde de dillendirdim. Çünkü kaybedeceğini anlayan bir siyasal iktidarın özellikle kendisini devlet olarak artık tanımlama pozisyonuna gelmiş olan bir iktidar gitmemek için devletin bazı unsurlarını kullanarak olayı sabote edebilir. Bu konuda da bütün vatandaşlarımıza, partililerimize uyarı yaptık. Yani ‘Ne yaparlarsa yapsınlar tahriklere kapılmayacaksınız. Bekleyeceksiniz nasıl olsa bu seçimi biz alacağız’ diye. Onları da aynı şekilde uyardık. Diğer partili arkadaşlarımızla, ittifakı oluşturan diğer liderlerle de bu konuyu konuştuk.”


“Bu uyarıyı yapmak zorundaydım”


Daha önce yaptığı “dark web” ile ilgili açıklamaları da hatırlatılan Kılıçdaroğlu, “Bununla ilgili bir duyum geldi bize. Onu birkaç kanaldan çek ettik, evet bu doğru. İletişim Başkanlığı’ndan bir grubun yaptığını gayet iyi biliyoruz . Ben isimleri de verdim. İsimleri de belli zaten. Hangi trolleri hazırladıklarını da biz biliyoruz. Yurt dışından troller tuttular, dünyanın parasını ödüyorlar. O parayı da Bitcoin hesapları üzerinden gönderiyorlar ki bulunmasın. Hepsi biliniyor. Belli ülkelerin istihbarat örgütleri bunların tamamını biliyor. İsim isim hepsini de biliyorlar. Devletin sırlarını siz kalkıp da bu tür alanlarda kullanamazsınız. Yasa dışı bir alana girerseniz, devletin bütün sırlarını birileri ele geçirmiş olabilir” ifadelerini kullandı.


“Peki sizin bu uyarıyı yapmanız bu operasyonları engelledi mi?” ifadesi üzerine de Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:


“Bilmiyorum. Ben devletini ve milletini seven birisi olarak bu tür olayların Türkiye’ye ve Türkiye’nin geleceğine büyük zarar vereceğini düşünen birisiyim. O nedenle sade bir yurttaş olmanın da ötesinde bir partinin genel başkanı ayrıca bu ülkede cumhurbaşkanı adayı olarak ben bu uyarıyı yapmak zorundaydım. Bir an önce bu işi durdursunlar. ‘Türkiye yabancı istihbarat örgütlerinin, bizim sırlarımızı, bizim bilgilerimizi alacağı bir mekana dönüşmesin’ diye. Tepkiler geldi malum iktidar kanadından. Birkaç kanaldan tepkiler geldi. Onun dışında şu ana kadar bazı bilgiler geldi ama o bilgileri şimdi söylemem çok doğru olmaz.”


Kılıçdaroğlu, bir soru üzerine ekonomi alanında liyakatli bir kadro oluşturacaklarını dile getirerek, yabancı yatırımcı için de güven ortamı oluşturacaklarını söyledi.


İktidara gelirlerse Merkez Bankasının yeni başkanının kim olacağı da sorulan Kılıçdaroğlu, “Merkez Bankası Başkanı, Merkez Bankası kültürünü çok iyi bilen, atandığı zaman hem iç piyasalarda hem dış finans çevrelerinde güven veren birisinin olması lazım. Artı, Merkez Bankası Başkanı’nın gerçekten bağımsız olması lazım. Yani bankacılık neyi öngörüyorsa onu yapması lazım. Aklımda bazı isimler var ama tabii şimdi telaffuz etmek doğru olmaz” diye konuştu.


Sosyal medya hesabından yayımladığı “Alevi” başlıklı videoya ilişkin soru üzerine, Kılıçdaroğlu, Aleviliğin kapalı kapılar ardında kötü bir şeymiş gibi anlatıldığını, Alevi olmanın suç olmadığını söyledi.


Samimi bir Müslüman olduğunu, Allah’a, peygambere ve Kur’an’a inandığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Bu, kapalı kapılar ardında söyleniyor. Ben de çıkıp dedim ki ‘Ben böyle birisiyim, samimi bir Müslümanım’. Haram yemem, kul hakkı yemem. Bütün bunların hepsine dikkat ederim. Düşüncemi aktardım. Kapalı kapılar ardında bu artık söylenmez. Bana oy verecek kişiler, beni bütün ayrıntılarıyla bilmeli. Ben toplumun önünde cam gibi olmalıyım” diye konuştu.


Kemal Kılıçdaroğlu her inanca saygı duymak zorunda olduklarını kaydederek, “Bana öğretilen, kimin inançlı olup olmadığını sadece yüce Yaradan bilebilir. Dolayısıyla kimse benim inancımı sorgulayamaz, böyle bir hak yok. Bizim, bunu da topluma anlatmamız lazım. Böyle bakıldığı zaman en büyük günah kul hakkı yemekse, boğazımızdan aşağı inmedi” ifadesini kullandı.


İnancın ve kimliğin siyaset konusu olduğunda toplumu ayrıştırdığını dile getiren Kılıçdaroğlu, “Ben anne babamı seçme özgürlüğüne sahip değilim, ama annemle, babamla, soyumla, sopumla gurur duyarım. Kimliği, inancı siyaset konusu yaptık. Dolayısıyla toplum ayrıştı, kutuplaştı. Buradan Türkiye’yi çıkarmak istiyoruz. Herkesin inancı benim başımın üstüne” değerlendirmesinde bulundu.


Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanının, milletin birliğini temsil ediyor olması sizin kişiliğinizde nasıl ortaya çıkacak?” sorusuna, “Hiçbir ayrım yapmayacağım. Oy versin, vermesin, 85 milyonun cumhurbaşkanı olacağım” yanıtını verdi.


“PKK demediğimiz için suçlanıyoruz”


Kılıçdaroğlu, HDP veya Yeşil Sol Parti’nin kendisini desteklemesinin cumhurbaşkanı seçilmesi halinde terörle mücadeleyi etkileyip etkilemeyeceği sorusu üzerine, “Etkilemez, niye etkilesin? Terör bir insanlık suçudur. Teröre karşı hepimizin ortak hareket etmesi lazım. Bu benim teröristim, iyi, bu bizden değil, kötü, böyle bir şey olamaz. Siyasetçinin, birisini ‘terörist’ diye suçlaması kadar yanlış bir şey yok. Çünkü bu ülkenin polisi, Milli İstihbarat Teşkilatı, adliyeleri var. Varsa bir suçu gidersiniz yakalarsınız, yargılarsınız, hakim gerçekten görüyorsa, terörle iltisaklıysa alır mahkum eder” dedi.


HDP’nin adeta terör örgütü olarak tanımlandığını ifade eden Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:


“İyi de bu TBMM’yi yönetiyor. Yani HDP’li birisi kendisine sıra geldiğinde bir hafta süreyle TBMM’yi yönetiyor. ‘PKK’ demediğimiz için de suçlanıyoruz. Biz devleti kuran partiyiz. Devletin geleneklerini biliriz. Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, kendi internet sitelerinde ‘bölücü terör örgütü’ der, terör örgütlerinin adını telaffuz etmez. Çünkü onun reklamı olur. Niye terör yapar? ‘Adım daha çok duyulsun’ diye. Biz de devletin bu geleneğine saygı duyuyoruz, ‘bölücü terör örgütü’ diyoruz.”


“Gelirin yasaklanmış olması vergilendirilmesine engel değil”


CHP’nin terörle ilişkilendirilmesinin, akıl dışı olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, “HDP’nin terörle bir bağlantısı varsa Milli İstihbarat Teşkilatı var, emniyetin, ordunun kendi istihbarat teşkilatı var, gitsinler bulsunlar, yakalasınlar, ne yapıyorlarsa yapsınlar. ‘Oradan talimat alıyor’ diyor. Ne söyleyeyim Allah aşkına? Akıl tutulması gibi bir şey.” görüşünü paylaştı.


Kılıçdaroğlu, uyuşturucu geliri sağlayanlardan vergi alınması gerektiğine yönelik açıklamalarının hatırlatılması üzerine, “Vergi Usulü Kanunu’nda çok açık hüküm vardır. Bir gelirin yasayla yasaklanmış olması onun vergilendirilmesine engel değildir. Bu açıktır, Danıştay kararları var” sözlerini sarf etti.


“Bir şey yoksa iade edeceksin”


KHK ile görevinden alınanlara ilişkin soruyu yanıtlayan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:


“Bir kişiyi suçluyorlar, görevine son veriyorlar. Savcıya gidiyor, savcı diyor ki ‘Bunda bir şey yok’ ama geri iade etmiyorlar. Bir şey yoksa iade edeceksin. Savcıya gidiyor, savcı alıyor dava da açıyor, beraat ediyor. Beraat ettikten sonra başlatmanız lazım, yine başlatmıyorlar. Ben bu pozisyonda olanların derhal görevine iade edilmesi gerektiğine inanan birisiyim. Ben bunları söylediğim zaman da ‘Vay efendim siz FETÖ’cüleri mi affediyorsunuz’. Adalet sadece benim için değil, eğer siz adaleti savunuyorsanız, bu ülkenin mahkemeleri bunları suçsuz olarak kabul etmişse siz bunu tutamazsınız burada.”


“Seçimi kazandıktan sonra ilk günler ne yapacaksınız?” sorusuna ise Kılıçdaroğlu, şu yanıtı verdi:


“Savurganlığı önleme genelgesi çıkaracağız. Hemen arkasından durum ve hasar tespit komisyonu kuracağız. Bu arada bakanların atanması, liyakatli bürokratların belli yerlere atanmaları var, o atanmalar gerçekleşecek. Avrupa Birliği’nin koyduğu vize koşullarını süratle yerine getireceğiz, vize sorununu kaldıracağız. Yabancı sermaye, yani bizim ‘temiz sermaye’ dediğimiz sermaye buraya gelecek. Çok önemli bazı temel yatırımları yapacağız.”

Yoruma kapalı.