İran’ın “ahlak polisleri” kimdir?

Kaynak, Getty Images

30 dakika ilkin

İran’da 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin, İran’ın “terbiye polisi” adında olan güvenlik görevlileri tarafınca gözaltına alınması sonrası yaşamını kaybetmesi, ülke çapında protesto gösterilerine yol açtı. Bir tek İran’da değil, dünya genelinde da hanımefendiler başörtülerini yakarak ve saçlarını keserek İran İslam Cumhuriyeti’nin sert dini kurallarına ve kuralların uygulayıcılarına tepki gösterdi.

“Gasht-e Ershad” doğrusu “Rehber Devriyeleri” İran’da bu sert kuralları uygulamakla görevli polis birimi.

Bu polisler İslami “terbiye kurallarının” uygulanıp uygulanmadığını sokakta takip ederek ihlâl ettiğini düşündükleri kişileri gözaltına almakla yükümlü. 

Şeriat kurallarını benimseyen İran’ın kanunlarına, hanımefendiler başlarını kapatmak ve bolca, uzun giysiler giyerek bedenlerinin hiçbir yerinin görünmemesini sağlamak zorunda.

Amini de iddialara bakılırsa 13 Eylül’de Rehber Devriyeleri -bir öteki adıyla terbiye polisi- tarafınca görüldüğünde saçının bir kısmını açık bırakacak şekilde başını örtmüş; bu sebeple gözaltına alınmıştı.

Peşinden Amini’nin “gözaltı merkezinde yere düşmüş olduğu ve komaya girmiş olduğu” açıklandı; üç gün sonrasında da hastanede yaşamını yitirdi.

Terbiye polisi, Amini’nin işkence görmüş olduğu; polisler tarafınca başına copla vurulduğuna dair haberleri yalanlıyor.

‘Sanki rehberlik için değil, ava gönderiliyoruz’

Basına nadiren konuşan terbiye polislerinden biri, BBC’ye adını vermeden deneyimlerini söyledi:

“Bizlere terbiye polisi olarak çalışmamızın nedenini bayanları korumak olarak anlattılar. Şundan dolayı eğer muntazam şekilde giyinmezlerse erkekleri kışkırtabilirler ve erkekler onlara zarar verebilir.

“Bu oldukca acayip bu sebeple eğer yalnız insanlık rehberlik etmek şeklinde bir görevimiz var ise, niçin daha çok insanı gözaltına alabileceğimiz kalabalık yerlerde görevlendiriliyoruz? Sanki rehberlik etmek için değil ava gönderiliyoruz.”

BBC’ye konuşan polis, eğer belli bir süre içinde kafi sayıda hanımı belirleyip gözaltına almazsa komutanının kendisine kızdığını ve rapor ettiğini de söylüyor.

Artık hanımefendilerin gözaltılara direndiğini ve bu işin daha da zorlaştığını da ekliyor:

“Bizlerden bu bayanları polis araçlarına zorla götürmemizi istiyorlar. Kaç kez bunu yaparken gözyaşları içinde kaldığımı biliyor musunuz?

“Onlara gidip ‘Ben onlardan biri değilim’ demek isterim. Çoğumuz mecburi askerlik görevini meydana getiren düzgüsel insanlarız. Kendimi oldukca fena hissediyorum.”

Devrim sonrası gelen kararname

1979’daki İran İslam Devrimi sonrası “Yanlış takılan başörtüsüyle ya da yanlış giyilen giysilerle” savaşacağını söyleyen İranlı yetkililer, hanımefendilerin giysilerini, iyi mi giyineceklerini ve iyi mi davranacaklarını hedef aldı. 

O dönem İran’da hanımefendilerin mini etekler giymesi, saçları açık sokaklarda gezmeleri görülmedik şeyler değildi.

Batı yanlısı Şah Muhammed Rıza Pehlevi devrilene kadar hanımefendiler bugüne kıyasla daha çok özgürlükten yararlanabiliyordu. Şah Pehlevi’nin eşi Ferah da Batı seçimi giyiniyor ve “Batılı çağıl hanım” örneği olarak gösteriliyordu. 

Sadece İran İslam Cumhuriyeti kurulduktan yalnız aylar sonrasında, Şah döneminde hanım hakları mevzusunda uygulanan tüm kanunlar kaldırıldı.

78 yaşındaki insan hakları avukatı ve aktivisti Mehrangiz Kar, “Hiçbir şey bir gecede olmadı, süreç adım adım ilerledi” diyerek o günleri konu alıyor.

Kar, ülkede devrim sonrası ilk başörtüsü karşıtı eylemi organize eden aktivist.

“Devrimden derhal sonrasında sokaklarda, ellerinde armağan paketine sarılı başörtüler olan hanım ve erkekleri görmeye başladık. Bu örtüleri armağan şeklinde hanımefendilere veriyorlardı” diyor.

7 Mart 1979’da, devrimin lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni, başörtüsünün tüm hanımefendiler için işyerlerinde mecburi bulunduğunu; başörtüsü takmayan hanımefendilerin “çıplak sayılacağını” duyuran bir kararname yayımladı.

Bugün ABD’de Washington DC’ye yaşayan Kar, “Bu konuşma birçok devrim yanlısı tarafınca hanımefendilerin başörtüsü takmalarını mecburi hale getiren ve bunu zorla uygulayabileceklerini düşündüren bir buyruk gibiydi” diyor:

“Birçok şahıs bunu bir gecede değiştirebileceğini düşündü fakat hanımefendiler isyan etti.”

Normal olarak yeni yönetim, isyan eden hanımefendilere derhal müdahale etti.

Bir çok hanım 100.000’den fazla şahıs, ertesi gün Tahran sokaklarında toplandı.

O gün 8 Mart Dünya Bayanlar Günü’ydü.

1979'daki başörtüsü karşıtı gösterilerden bir kare

Kaynak, Getty Images

‘Daha yaratıcı olduk’

Ayetullah Humeyni’nin açıklamalarına karşın bazı yetkililerin hanımefendiler için “uygun kıyafetlerin” ne olduğuna karar vermesi birazcık vakit aldı:

“Açık örnekler ya da talimatlar yoktu, yönetim sonucunda bazı örnek afişler ve posterler asmaya başladı ofislerin duvarlarına.

“Bayanların o örneklerdeki şeklinde giyinmemeleri halinde ofislere giremeyecekleri söylendi.”

1981’de hanımefendiler ve kız evlatlarının “İslami tarzda” giyinme zorunluluğu kanunlara eklendi.

Bu da tüm vücudu kapatan bir kara çarşaf ve bunun içinde başı örten daha minik bir başörtüsünü kapsıyordu.

Ya da bir başörtüsü ve altına bolca, kolları da kapatacak şekilde bir giyim giyme zorunluluğu vardı.

Kar’a bakılırsa bundan sonrasında isyan, birçok hanım için bireysel olarak devam etti:

“Ne giyeceğimiz mevzusunda daha yaratıcı olmaya başladık. Başörtüsü takıyorduk fakat saçımızın tamamını kapatmıyorduk. Bizi her durdurduklarında kavga ediyorduk.”

1983’te parlamentodan çıkan bir kararla, kamusal alanda saçlarını tam anlamıyla kapatmayan hanımefendilerin 74 kırbaç darbesiyle cezalandırılabileceği açıklandı. Buna kısa sürede 60 gün hapis cezası da eklendi.

Sadece polisler bu kanunları uygulamakta zorlanıyordu. Şundan dolayı her yaştan birçok hanım kamusal alanda kendilerine getirilen sınırları aşmak için savaşım ediyor ve dar giysiler, kolları kısa kalan ceketler ya da başörtülerini yarım takma şeklinde eylemlerle polise karşılık veriyorlardı.

Protestolar 1980'lerde de devam etti

Kaynak, Getty Images

Despot yaklaşım

Bu kuralların uygulanmasındaki güçlük ve cezaların sertliği, iktidara gelen cumhurbaşkanının yaklaşımına bakılırsa değişim gösteriyordu. 

Bir dönem Tahran’ın belediye başkanı olan aşırı tutucu Mahmud Ahmedinejad, 2004’teki cumhurbaşkanlığı kampanyası esnasında bu mevzuda daha “ilerici bir tavır” alacağını iddia etti.

“Her insanın değişik bir zevki var ve biz her insana hizmet etmek zorundayız” diyordu.

Sadece seçimleri kazandığında, Gasht-e Ershad doğrusu terbiye polisi birimi resmen oluşturuldu.

O zamana kadar giyim zorunluluğu o gün sokağa göreve çıkan öteki polis birimleri ya da tesadüfen görevlendirilen askeri birimler tarafınca uygulanıyordu.

Terbiye polisi halk tarafınca “despot yaklaşımları” sebebiyle sıkça eleştirildi.

Bayanlar oldukca kolay gerekçelerle sıkça gözaltına alınmaya ve gelecekte kuralları ihlâl etmeyeceklerine dair ciddi sözler verdiklerinde salıverilmeye başladı. 

İsfahan’da yaşayan bir bayan BBC’ye, “Ben de kızımla beraber durdurulup gözaltına alındım bu sebeple ikimiz de ruj sürmüştük” diyerek gözaltı deneyimini söyledi:

“Bizi karakola götürdüler ve eşime oraya gelmesini söylediler. Eşim ulaştığında kendisine bizi tekrar başörtüsüz ve uygunsuz şekilde dışarı çıkarmayacağına dair bir kağıt imzalattılar.”

Tahran’da yaşayan bir başka hanım da BBC’ye “Bir karı terbiye polisi çizmelerimin ‘oldukca erotik bulunduğunu ve erkekleri kışkırtabileceğini söyleyerek beni gözaltına aldı” diyerek başına gelenleri söyledi:

“Eşimi aradım ve bana bir çift ayakkabı getirmesini söyledim. Yeni ayakkabıları giydikten sonrasında bir kabahat işlediğimi kabul etmek zorunda kaldığım bir kağıt imzaladım, o şekilde özgür bırakıldım.”

Terbiye polisiyle edinim yaşayan öteki hanımefendilerin da BBC’ye anlattığına bakılırsa memurlar gittikçe daha sert ve zalim olmaya başladı, gittikçe sertlik içeren daha alışılmadık cezalar uygulamaya başlandı.

Bir karı, gözaltına direndiği için polislerden birinin kendisine “üstüne hamam böcekleri koyacağını” söylediğini konu alıyor.

Yeni gözaltı dalgası

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de aşırılık yanlısı din adamlarından ve geçen yıl seçildiğikten derhal sonrasında, 15 Ağustos’ta yeni bir kararname imzalayarak yeni bir ekip engellemeler getirdi.

Bunların içinde sokaklara oldukca sayıda kamera yerleştirerek bayanları izlemek, başını muntazam şekilde örtmeyen hanımefendilere daha ağır cezalar vermek ve “danışmanlık vermek için” karakola götürmek, web ortamında başörtüsü karşıtı herhangi bir paylaşım yapanlara hapis cezası şeklinde uygulamalar da var. 

Bu engellemeler gözaltı ve tutuklamaların da artmasına yol açtı. Bununla birlikte tepki olarak hanımefendilerin toplumsal medyada başörtüsüz olarak paylaşmış olduğu fotoğraf ve videoların da sayısı arttı.

Amini’nin ölümünün arkasından bu paylaşımlar daha da arttı.

Amini’nin cenazesi esnasında da hanımefendiler başörtülerini çıkarıp salladıkları görüntüleri kaydetti ve paylaştı.

Devam eden günlerde ülke genelinde birçok yerde sokaklara dökülen kadınlardan bazıları başörtülerini yaktı, bazılarının protestoları erkekler tarafınca da alkışlandı.

Yoruma kapalı.